Ana içeriğe atla

YERSİZ YURTSUZ VATANDAŞLAR


ÇİNGENELER, GÖÇMEN İŞÇİLER VE DİĞERLERİ...

Bir akşamüstü kapının zili çaldı… Baktım, kucağında birbuçuk yaşında bir çocukla gencecik bir Çingene kızı…

Herkes gibi benim de dilencilerle aram iyi değildir, kapıma dayanmalarından rahatsız olurum. Kapımda öyle çocuğuyla görünce huzurum kaçtı. Bir şeyler versen bir türlü, vermesen bir türlü. Bir de denemişim eskiden, birine zaaf gösterip, yardım etmeye kalkıştın mı, seni hami görüp sıraya giriyorlar, ondan sonra da kurtul, kurtulabilirsen… Ben iç dünyamda karmakarışık ruh halleriyle boğuşurken, Çocuk annesinin kucağından o kara iri gözleriyle sanki ruhuma baktı. Ve bilirim ki, birinin gözlerinin ta içine bakarak onu anladığınızda kurtuluşunuz yoktur.Anneye “Belediye Yardım Masası”na başvurmasını söyledim, bir de olanaklarım varmış gibi, sonuç alamazsan yine bana gel, demek gafletinde bulundum. Tabii, sonuç malum, belediyeden yardım alamayınca çocuğuyla tekrar kapıma dayandı. Bense sadece üzgün olduğumu, kendisine yardım edemeyeceğimi, bir daha da kapıma gelmemesini söyleyerek geri yolladım. Çocuğun kara gözlerine bakarken, kadına, kendime, sosyal devlet olamayışımıza kızgınlıkla bayağı söylendim, durdum.

Çingeneler, oradan oraya sürülmekten kurtulamıyorlar. Kapımı çalanın Çingene olmasından değil, dilenmesinden rahatsız olsam da çoğu komşumun çingene olmasından daha fazlasıyla rahatsız olduğunu biliyorum. Dışımızdaki insanların, neler yaşadıklarını bilmeden yargılamaya öylesine alışmışız ki, anlamak için hiç çaba göstermiyoruz. Kapımı çalan Çingene kadınını dilenmeye iten şey neydi? Bana “ abla evini temizleyeyim” diyerek, önceliğinin iş olduğunu belirten bu genç kadına hangimiz cesaretle evimizin kapısını açabiliyoruz?

Kimse onlara iş vermek istemiyor. Gittikleri her yerden kovuluyorlar… Yıllar önce, çocukluğumda Çingeneler her yaz gelir, dedemden izin alarak dere kenarındaki bahçemizin dibinde kamp kurarlardı. Kalaycılık yaparak geçinirlerdi. Bakır tencerelerle birlikte, ellerindeki tek zanaat da kayboldu gitti. Şehrin sakinleri onları sosyal alanda görmek istemedikleri için de ne eğitim görebildiler, ne de başka bir iş sahibi olabildiler, Sadece erkekler, inşaatlarda sigortasız geçici, Vasıfsız işçi olarak karın tokluğuna çalışabiliyorlar.

İnsanları, bir sosyal gurubu dışlarsanız, iş vermezseniz, aç bırakırsanız, sürekli sürerseniz o toplumda sosyal barışı, huzuru yakalayabilir misiniz? Güvenli kaleler olarak sığındığımız evlerimizde, dışarıda açlar ve işsizler ordusu büyürken huzurla oturabilir miyiz?

Hiçbirimizin, hele, hele devlet kurumlarının; Çingene olduğu için insanları dışlamaya, kovmaya “göçmen” olarak tanımlayıp, yabancı ülke vatandaşı muamelesi yapmaya hakkı yoktur.
Çoğumuzun ataları, dedeleri’ de bu topraklara 1877-1878 Osmanlı-Rus harbinden sonra geldi.

Atalarımız buraya gelmeden önce Akçakoca’da yaşayan yerli halka ne oldu?

GÖÇ EDEN SADECE ÇİNGENELER DEĞİL.
İnsansoyu, doğduğu topraklarda kalmayarak, dünyanın en ücra köşesine kadar göç etmiş ve göç etmeye devam etmektedir. Bazen yeni topraklar keşfetmek, bazen de “vatan doğduğun değil, doyduğun yerdir” diyerek, bir lokma ekmek için göç etmiştir, etmektedir.
Sokakta gördüğünüz hayvanların önüne yiyecek attığınızda önce gelen sonra gelene düşmanca davranır, düşman güçlüyse tırsar ve kıyısından kaçak yemeğe çalışır. Hayvanlar arasında güçler dengesine biat etmek hayatta kalmak için önemlidir. Peki, insanlar için de genellikle bunun böyle olduğunu söylersek, ne hissedersiniz? İnsan, haklı olup olmadığını dikkate almadan, vicdan muhasebesi yapmadan güçlünün yanında yer alırsa, “insan” olur mu?
Gizli, gizli aramızda yakındığımız “ insanlık kalmadı” serzenişlerimizde,insanlığın yok oluşunu
izlerken, biz “insan” olarak ne yapıyoruz?
YURT DIŞINA ÇALIŞMAK İÇİN GİDEN İŞÇİLERİMİZ DE DIŞLANMADILAR MI?
Almanya 2. dünya savaşından sonra işçi ihtiyacının büyük bir bölümünü Türkiye’den karşıladı. İşi bitince de “Yabancılar, Türkler, Ülkenize dönün, defolun” söylemleri başladı.
“İstanbul’un taşı toprağı altın” diye duyan köylü, ekmek parasını İstanbul’da aramaya çıktı. İstanbul doldu, taştı… İstanbul’a önce gidenler, sonra gelenlere “yabancılar, köylüler evinize dönün” demeye başladılar.

PEKİ, BU TOPRAKLARIN İLK SAHİBİ KİMLERDİ? O MEŞHUR TEKERLEMEYLE
SORMAZLAR MI İNSANA;
“MAL SAHİBİ, MÜLK SAHİBİ, HANİ BUNUN İLK SAHİBİ”


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ağustos Böceği ile Katamaran

MÖ 6. yüzyılda yaşamış, eski Yunan masalcısı Ezop’un   masal kahramanları hayvanlarmış... Bu masallardan Ağustos Böceği ile Karınca’nın masalını bilmeyen yoktur. Masal, eğlenmeyi çok seven Ağustos Böceği ’nin bütün bir yaz şarkı söyleyip, eğlenirken, tam tersini yapan Karınca ’nın bütün yaz çalışarak, kış için erzak deposunu doldurduğunu anlatır. Ve acımasız kış gelir, Ağustos böceği bütün yaz eğlenmekten ambarına yiyecek koymaya zaman bulamamıştır. Çaresiz aç kalınca komşusu Karınca’nın kapısını çalar. Karınca’nın cevabı kıştan daha acımasızdır; “Madem bütün yaz saz çaldın, oynadın, şimdide oyna öyleyse” der ve kapıyı Ağustos Böceğinin yüzüne kapatır... Bu masalı çocukluğumdan beri çok acımasız bulmuşumdur; Ağustos Böceği’nin bütün yaz sıcaktan, çalışmaktan yorulmuş karıncalara ve diğerlerine şarkılar söyleyerek, neşe katarak hayatlarını kolaylaştırdığını düşündüğüm için acımasız bulmuşumdur. Eğer arkadaş olmayı başarsalardı; Çalışmaktan başka amacı olmayan Karınca ile e...

GARAJI OLMAYAN APARTMANLARDA OTOPARK SORUNU ARTIYOR!

AKÇAKOCA İÇİN ÇOK GEÇ OLMADAN YENİ BİNALARDA GARAJ YAPIMI ZORUNLU OLMALIDIR. 30 MART 2014 YEREL SEÇİMLERİNDE SEÇİLEN BELEDİYE BAŞKANI SAYIN CÜNEYT YEMENİCİ'DEN BU SORUNU ACİL OLARAK ÇÖZÜLECEK SORUNLAR LİSTESİNE ALMASINI BEKLİYORUZ! Akçakoca’da inşaatlar son hızla devam ederken, yapılan inşaatların çoğunda garaj yapılmasının ihmal edilmesi nedeniyle, kaldırımlar park yeri olarak kullanılmaya başlanmıştır. Hızla büyüyen ve en az 40 dairelik inşaatlarda bile, araçlar için park yeri ayrılmaması Akçakoca’nın sokaklarını kısa zamanda tüketecektir. Bu sorunun en önemli muhatabı belediye ve belediye meclis üyeleridir. Yeni yapılan apartmanlara garaj yapımı yerine belediyeye harç ödenerek, garaj yapımından vazgeçme seçeneğinin bir an önce kaldırılması gerekmektedir. 1994 yılında çıkarılan Otopark Yönetmeliğin 4. maddesi ; “Binayı kullananların otopark ihtiyacının bina içinde veya parselinde karşılanması esastır. Ön ve yan bahçe mesafeleri otopark olarak kullanılamaz. 81-120 m² arasın...

Geçmişin İzinde...

Osmanlı’dan günümüze uzanan eski bir Mahalle;  evleri, sokakları, dükkanları ve pazarı ile,  Zümrüd-ü Anka kuşu gibi küllerinden yeniden doğuyor.  Mahalle Evleri’nin arasında kurulan “Kadınlar Pazarı”nın uzun bir aradan sonra “Mahalle Pazarı” olarak yeniden canlanmasına tanık oluyoruz Akçakoca’da… Akçakoca’nın bildiğimiz en eski hikayesi, Cenevizliler ve eski Roma dönemine kadar uzanıyor.  Köklü, tarihsel ve arkeolojik çalışmalar yapılamadığı için, altında yatan tarihi dokusu ile gizemini hala koruyan bir yer Akçakoca. 1961 yılında Avusturya Bilim Akademisi’nin önderliğinde; Akçakoca’ya gelen araştırma ekibi, Akçakoca’nın genişleyen şehir merkezinin antik ve büyük bir yerleşim yeri olduğu kanaatine varıyor. Ama ellerindeki verilerle Akçakoca Tarihinin Roma’lılardan öncesine dayandığına dair bir kanıt bulamıyorlar.  Kale ve kale çevresinde yerleşim alanları olduğu tahmin ediliyor ama daha sonra bu konu üzer...